Her yıl temmuz ayının ikinci haftasının son iş günü ile eylül ayının ikinci haftasının ilk iş günü arasında olan tatildir adli tatil.
Kanunlara giriş sebebi, çoğunluğu tarım ile geçimini sağlayan insanların hasat zamanı bu işleri bırakıp adliye kapılarında vakit geçirmemeleri içindir. Çünkü 1920'li yıllarda insanların köyden ilçe merkezlerine gelebilmeleri sorun teşkil ediyordu. Şimdilerde kaldırılmış olan müstakil sulh mahkemeleri de her yerde kurulmazdı. Sırf köylü işinden olmasın diye gezici tapulama mahkemeleri kurulmuş ve sonraları kaldırılmıştı. 90lı yıllarda bile tapulama mahkemelerinin ilk oturumları köyde yapılıyor ve köylü, delillerini ilk oturumda sunuyordu. Amma velakin sonraları bir takım yasalar çıkarılıp bu yasalara bağlı işler adli tatilde de görülmeye başlandı. Bazı yörelerde keşif ancak 20 temmuz-6 eylül tarihleri arasında yapılabilirken, bu keşifler yapılamadı ve kararlar yargıtay tarafından bozuldu. Sonraları yargıtay, danıştay adli tatili bir hak olarak benimsedi. Hatta 20 temmuzda başlaması gereken adli tatil, bu yüksek mahkeme üyeleri tarafından fiilen 1 temmuzda başlatıldı.
Gel gelelim ki artık tarım ekonomisi değiliz. Adli sistem şu dünyanın en önemli parçalarından biri. Haftalarca insanlar dünyadan elini ayağını çekmiyor. Ekonomi ve insanlar her an aktifler. Tüm ülke tarım ülkesiyken ona göre dizayn edilmiş, vaktiyle makul sebepleri olan bir modelin hala süre gelmesi şu an fayda değil zarar getirmektedir ve günün koşullarına, toplumsal gereksinimlere uygunluğu tartışma konusudur.
Adli tatil icra takibi başlatmaya, dilekçe ibraz etmeye engel teşkil etmese de adliyede dilekçenizi havale ettirecek hakim bulamaz, arşivden dosya getirtmek icap etse mübaşir yokluğundan adli tatilin sonunu beklemek zorunda kalırsınız. Tedbir talepli davalardaki tedbir talebiniz reddolunur, zira bu talebi inceleyecek mahkemenin hakimi tatildedir ve nöbetçi mahkeme hakimi de yoğunluktan söz konusu talepleri incelemeye vakit bulamaz ve talebinizi reddeder.
Hafta sonu, dini ve milli bayramlara denk gelen uzatmalı tatillerle birlikte adliyelerin kapalı olduğu gün sayısı 200’ü buluyor. Üstelik yıl başlangıçları ile dosya devir işlemleri yapıldığı vakitlerde hukuk mahkemeleri ve icra dairelerinde ortalama 10 gün kolay kolay işlem yapamazsınız. Bilen bilir, yemeğe çıkıp gelmek bilmeyen hakimler, kalem müdürleri, saat 16:00'dan sonra resmen olmasa da fiilen biten mesai, pazartesilerin ve cumaların ölü gün gibi geçmesi, üstüne bir de bu adli tatil.
45 gün tatil demek zaten kaplumbağa hızıyla çalışan mekanizmayı durdurmak demektir. Hizmetin ve adaletin vuku bulması için ivedilikle hareket etmek için çabalamak gerekirken böyle bir sekte ülke gerçekleriyle bağdaşmamakta.
Elbette ki tatil yasal bir haktır. Fakat bir hak kullanılırken bir diğer hakka zarar verilmemeli. Bu perspektiften bakarsak bu kurumdan hak talep eden, adalet bekleyen kişilerin mağdur bırakıldığını görebiliriz. Pek âlâ bu tatiller bireysel olarak programlanıp, periyodik şekilde de kullanılabilir.
Diğer kurum, kuruluş ve meslek erbabı 45 gün tatil yapabilmek için yaklaşık 7-8 yıl çalışmak zorunda. Sizce de burada bir adaletsizlik yok mu? Görevi adaleti tesis etmek olan mahkemeler bu konuda neden adil olamasın?
Ha bir de "Geç gelen adalet, adalet değildir" diye bir motto vardı değil mi?
.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder